23 Temmuz 2012 Pazartesi

''''


'' ve oturuldu bir takım şeyler söylendi, imla kurallarıyla mutsuzluk üstüne. ''

20 Temmuz 2012 Cuma

Mykonos

30 Haziran 2012 Cumartesi

.


29 Haziran 2012 Cuma

hadi


     Ağrı kesicilere bağışıklık kazanmak üzere olduğum günlerden bildiriyorum. İçerde hava parçalı bulutlu, ara sıra yağışlı. Dışarıda, yaz günü denize giren bebelerin sesleri evdeki durumla akıl almaz bir tezat oluşturmakta. Sayemde herkes eve kapanmak zorunda kaldığından güneş ışınlarından korunaklı, kanser riskinden uzağız. Ah ne hoş!
     Kafamı duvarlara vurmadan unutabilmek istiyorum olanları. Tüm bunlar bir rüyadan ibaret olsun istiyorum. Hayatı ve anları nasıl tepetaklak ettiğimi, uykumdan uyanıp gülümseyerek anmak istiyorum. Salaklık gümüş bir tepside sunulmasın bana, toza karışmış bir tavan arasında sıkışsın istiyorum. Ama olmuyor… Durun, sağlam bir duvar bulup geliyorum.
     Bazen, yukarıdaki ya da yandaki  -net olarak her nerdeyse-  al sana ders olsun diyerek kafanıza küt diye bir şey indiriveriyor sanırım, gerçekten. Sadece siz onu nasıl ve ne zaman alacağınız konusunda kararsız kalıyorsunuz. Mesela benim yatmaktan uyuşan götüm hiç ders alacak kıvamda değil hala. Beynim de hali hazırda ‘nasıl yapsam da ufak bir hafıza kaybı yaşasam acaba’ derdinde. Biz ders falan almıyoruz yani anacım. Vazgeçsen bu sevdadan artık.
     Yolladığın birkaç iyi adamın da değerini bilemedik tabi. Ama yine de minnettarım bu konuda ne yalan söyleyeyim. Ne olmuşsa olsun ve her ne olacaksa, bir yerlerde insanı hala gülümsetebilecek varlıkların olduğunu düşünmek, ne kadar saçma olsa da, iyi geliyormuş insana. Yine de yetmiyor ama, orası çok ayrı mesele. Bir ara tartışalım.

Ana fikre gelirsek;
atarsa 19.
Eğer atmazsa, daha sitem edeceğim çok şey var.


2 Haziran 2012 Cumartesi

..


Bir durak ötede bekleyen ‘yeni’ hezeyanlar için sabrım var mı bilmiyorum.
Bir yanım balıklama dalmayı özlemiş, düşünmeden.
Diğer yanım hala korkuyor kendinden.
İşte o yüzden boş kutular hala.
Gitmek adına; eşyalar bile toparlanmayı bekliyor.
Yapamıyorum.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

.

'' İnsanlar ve mevsimler değişti birer birer '' miş.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

göç


Şimdi her şeyi baştan yazıyoruz. Baştan savaşıyor, baştan susuyoruz.
Birbirimize ilk günden masallar anlatıyoruz.
Tekil şahıs ekleri yetmiyor bize çoğul-lar-la boğuşuyoruz.
Tam anlamıyla bir hiçmişiz gibi davranıyor, kabuslar dağıtıyoruz.
Kahkahalarımızla temize çıkıyor, başarısızlıklarımızla avunuyoruz.
Fazlasıyla bencilleşip iç seslerimizi duymazdan geliyoruz.
Gösterişli bahanelere sığınıyoruz.
Ve saklandığımız yerlerden çıkamıyoruz.

Şimdi her şeyi görüyor, duyuyoruz.
Düşüncelerimizden kaçamıyor, inkar ettiklerimize teslim oluyoruz.
Acılarımız, yaralarımız, inançlarımız.
Hepsi yok oluyor.
Her şeye en başından başlıyoruz.

21 Mart 2012 Çarşamba

zarbozumu

Bugün bir vedaya adamışsın kendini. Suçlayacak kimsen yok. Sevecek kimsen yok. Sevecek kimsenin olmadığını artık fark etmiş gibisin. Umutsuzluğa yakışmamış ellerin. Öyle çırılçıplak, öyle yalınayak, öyle vazgeçmiş. Güneşin hiç uğramadığı tenine küsmek senin harcın değil oysa.

Bugün bir küskünlüğü vaat etmişsin kentine. O kimsenin uğramadığı sokakları kızıla boyamışsın. Birkaç kağıt kesiği kurtaramaz seni bu hayattan. Kocaman bir yalan darbesine kucak açmışsın. Küçük kanatlarından büyük şeyler beklemenin yorgunluğu çökmüş bedenine. Sebepsizce.

Bugün yalancı bir aydınlık açmış gözlerini. Titrek bir mum ışığında soysuzlaşan şiirlere inat daha çok bağlanmışsın duvarlarına. Birkaç yağmur damlası düşmüş avuç içlerine. Yalayıp yutmuş içindekileri. Çok bekletmişler seni.

Ve bugün tanıdık bir boşluğa kaptırmışsın kendini.

Her an düşebilirmiş gibi.

20 Mart 2012 Salı

vurgu

Bazen çok şey olur.

Bazen hiçbir şey.


Aradaki uçurumla ise deliliğiniz beslenir.


17 Mart 2012 Cumartesi

Kırmızının dili yok

Sen, şimdi susarsın, gecelerin boynu bükülür. Yarım ağızla anlatır acılarını hayat. Biçimsiz bir hayalin yükünü taşır sokak çocukları. Bütün ağızları siyanürler susturur.

Sen, şimdi gidersin, maviye çalar tüm kırmızılar. İstasyonda ölümü bekleyen bir beyaz güvercin olur duvağım. Kana bulanmış bir rakı sofrasında bir dilim peynirin kimsesizliği vurur dikiz aynalarına. Kabuklarım sıyrılır.

Sen, şimdi şehirlerarası bir otobüs yolculuğunda, hiç bilmediğin hayatların gözcü kulesindesin. Sınırsız bir hayalin giriş biletisin. En güzel uçurumların ta kendisisin.

Ben, şimdi soysuz bir kalabalıkta ufacık bir sokak kedisiyim. Ve bir sonbahar akşamında o en güzel uçurumlardan atlama peşindeyim.

5 Mart 2012 Pazartesi

In a manner of speaking - Nouvelle Vague





Bazı şarkılar vardır, keşke hiç olmasaydı dersiniz. Yalnızlığınıza dem vururlar.

İşte öyle bir şey.

28 Şubat 2012 Salı

Bir sabah






Bütün ezberleri bozdum. Her gün başka bir bedende uyanıyorum.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Çünkü adı öyle

Kim dedi ki başlayamayacağımı. Geceye bir ad fazla kurban ederim. Binlerce sıfat türetirim, bir ölüp bin dirilirim. Sonrası hep yağmur. Olsun. Nasılsa hatırlanmaya değmeyeceğim.

Unutulmuş yalanlar tadındayım; yarını soğuk. İçimde tonlarca ağırlık var. Biliyorum, bir gün yüzlere vurulacağım yavaşça. Eziyetli olacak sancılarım. Bir gün fark edilip sövgülerle anılacağım. Ne çıkar beni sevmesen. Nasılsa dolunaya bir yalan daha savuracağım.

Daha güzel masallarda, daha güzel üşürsün. Daha çok beyaz armağan ederim sana, karanlıklardan korkma diye. Giderken, bir kağıda adını yazarım. Giderken, adını çalarım. Unut diye. Acını unut diye. Sana, beni hatırlatmasınlar diye.

Saçlarıma düşen beyazlara ağlarım sonra. Sigarayı ne zaman yaktığımı hiç hatırlamam. Zamansız sızılarla uyanırsam uykumdan, uğruna bir kelime daha yakarım. Üşürsem eğer, yokluğunda… Sararmış kağıtlarla ısınırım.

Bir zamanlar diye başlayan hikayeler anlat bana şimdi. Güzel zamanlardan kalan. Dizlerine yatıp usulca, sonları düşlerim. Belki biraz hüzünlenirim.

Eğreti gülümseyişinde bulurum huzuru. İnan bana, en çok onu özleyeceğim.

8 Aralık 2011 Perşembe

...

Hayal kırıklığına dirençsiz bünye...

" hâlâ "

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Bir sigara yakıyorum gece yarısına üç kala. Bu kaçıncı sigara diye düşünüyorum sonra. Bilmiyorum, kafam hesap yapmaya yanaşmıyor. Bu gece değil !

Fonda saçma sapan bir şarkı çalıyor. Yazmaya yeltenince fark ediyorum. Ne gelirse diye bütün şarkıları winamp listeme koyup kulaklığı taktığımı unutuyorum.

Önce şarkıyı değiştirmek istiyor aklımın bir yarısı. Diğer taraf hemen karşı koyuyor. ‘ Ne fark edecek ki ‘ diyor. Bütün saçma sapanlığa sadece bir şarkı mı fazla gelecek. Benimsiyorum diğer tarafı. Hep diğerlerini sevdiğimi anımsıyorum. Gülümsüyorum.

Yaşamak zor değil aslında, hayır. Hele yalnızken yaşamak hiç zor değil. Ne kadar hoşlandığımı unutmuşum yalnızlıktan. O kadar kalabalıklaştırmışım ki kendimi farkında olmadan. Unutmuşum yanık kokularının acımasız güzelliğini. Burnumu yakmasına izin vermeliymişim ara sıra.

Kendimi soyutluyorum şu sıralar her şeyden. Mutlu oluyorum böyle. Saçma sapan müzikler dinleyip saçma sapan kitaplar okurken mutluyum ben. Gerçek hayatta asla var olmayacak kahramanları film karelerinde izleyip kafamda gerçekleştirirken mutluyum. Saçma sapan adamları severken mutluyum ben. Ben nefes almamı bunlara borçluyum.

Kasabaları özlüyorum. Hiç görmediğim deniz kıyılarını. Yeşillikler etrafında minik tahta bir kulübenin hayaliyle doluyum. Verandasında tek başına oturup bir sigara yakmanın ve dumanla havayı aynı anda solumayı düşünmenin keyfiyle uçuyorum.

Bir şeyler az gelecek, biliyorum. Bir şeyler eksik gelecek. Tam bitti derken, keyifsizce çıkıp hatırlatacaklar kendini. Korkuyorum. Korku bütün bedenimi ele geçiriyor. Titretiyor, durduramıyorum.

Ama pişmanlıklarımı bir kenara bıraktım. Bilerek ya da bilmeyerek kaybettiklerimin yasını tutmuyorum artık. Adını koyamadığım bir rahatlama var içimde. Kimsenin acısını çekebilecek kadar umarsız hissetmiyorum kendimi. Büyüyor muyum ?

Onu da bilmiyorum..

Ama gülümseyebiliyorum inatla. Ve bir yerlerde okuduğum bir cümle beliriyor hafızamda aniden ;

‘’ İnancını yitirmenin konforlu tarafı bu, canınız sıkılmıyor. ‘’

Katılıyorum.