7 Ekim 2012 Pazar


Çünkü bazen koca bir 'hiç' olduğunu başkaları öğretiyor insana.
İşte o zaman nefret etmeyi de öğreniyor,
Küflenmeyi de.

16 Eylül 2012 Pazar

.

Ben bugün neysem ve ne değilsem, belki de, sadece senin yüzündendir baba.

31 Ağustos 2012 Cuma

vesaire


Bir geceye beni inandır diye kalkıp uzun yollardan geldim.
Masallara inanmak için çok geç kalmıştım zira.
Tabanlarım parçalanana dek seni sevdim sonra. Seni soludum. Seni içtim.
Eksik yanlarımı sana yapıştırdım. İlmek ilmek doladım boynuna.
Unutma istedim yarım kalmış cümlelerimi.
Sen daha iyi bilirsin diye sustum ben.
Ve bütün tüm sonları unutturdum,
sırf benden daha çok acıma diye.
Seni kustum ben sonra, bir haziran sabahında.
Daha fazla ağır gelmesin diye kazıdım pisliklerimi.
Bana seni soranları affedemedim.
Sokak kedilerini sevemedim.
O sevdiğin şarkıları hiç dinleyemedim.
Sıcacık gülümseyişini unutmadım da,
bir gün beni bulursun korkusuyla, üşüyemedim.


Şimdi bir kaç beden büyük geldi özlemin bana.
Tanrının elleri ne kadar da küçükmüş oysa.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Bazen bir şeyler ters gider. Fazlasıyla ters.

Uykusuz geceler, sonu bir türlü gelmeyen kararsızlıklar, yalnızlıklar, baş ağrıları - falanları filanları.
İçinden çıkılamayan hesapları.

' Ve çok sebepsiz bazıları. '



Bir an hepsini elinizin tersiyle itip kaçmak istersiniz ya...
İşte onu istiyorum.
Dinlemeden, anlamadan, kimseye hiçbir şey açıklamadan.
Plan yapmadan.
Toparlanmadan. -Belki biraz hatıra; iki kare fotoğraf-
Uzaklaşmak her şeyden, hepsinden, hepinizden...




Ve ben böyle anlarda hep aynı şarkıyı dinliyorum: http://fizy.com/#s/1c60oy


31 Temmuz 2012 Salı



Kayıp şehirlerinden birinin meydanına heykel yap bedenini, sana ruhun lazım.
Gömleği çıkarıp odanın ortasına atar gibi at geçmişi şehrinin ortasına, ardına bakma.
Tabelasını yuvarlak yap, yeri sana kalsın!


23 Temmuz 2012 Pazartesi

''''


'' ve oturuldu bir takım şeyler söylendi, imla kurallarıyla mutsuzluk üstüne. ''

20 Temmuz 2012 Cuma

Mykonos

30 Haziran 2012 Cumartesi

.


29 Haziran 2012 Cuma

hadi


     Ağrı kesicilere bağışıklık kazanmak üzere olduğum günlerden bildiriyorum. İçerde hava parçalı bulutlu, ara sıra yağışlı. Dışarıda, yaz günü denize giren bebelerin sesleri evdeki durumla akıl almaz bir tezat oluşturmakta. Sayemde herkes eve kapanmak zorunda kaldığından güneş ışınlarından korunaklı, kanser riskinden uzağız. Ah ne hoş!
     Kafamı duvarlara vurmadan unutabilmek istiyorum olanları. Tüm bunlar bir rüyadan ibaret olsun istiyorum. Hayatı ve anları nasıl tepetaklak ettiğimi, uykumdan uyanıp gülümseyerek anmak istiyorum. Salaklık gümüş bir tepside sunulmasın bana, toza karışmış bir tavan arasında sıkışsın istiyorum. Ama olmuyor… Durun, sağlam bir duvar bulup geliyorum.
     Bazen, yukarıdaki ya da yandaki  -net olarak her nerdeyse-  al sana ders olsun diyerek kafanıza küt diye bir şey indiriveriyor sanırım, gerçekten. Sadece siz onu nasıl ve ne zaman alacağınız konusunda kararsız kalıyorsunuz. Mesela benim yatmaktan uyuşan götüm hiç ders alacak kıvamda değil hala. Beynim de hali hazırda ‘nasıl yapsam da ufak bir hafıza kaybı yaşasam acaba’ derdinde. Biz ders falan almıyoruz yani anacım. Vazgeçsen bu sevdadan artık.
     Yolladığın birkaç iyi adamın da değerini bilemedik tabi. Ama yine de minnettarım bu konuda ne yalan söyleyeyim. Ne olmuşsa olsun ve her ne olacaksa, bir yerlerde insanı hala gülümsetebilecek varlıkların olduğunu düşünmek, ne kadar saçma olsa da, iyi geliyormuş insana. Yine de yetmiyor ama, orası çok ayrı mesele. Bir ara tartışalım.

Ana fikre gelirsek;
atarsa 19.
Eğer atmazsa, daha sitem edeceğim çok şey var.


2 Haziran 2012 Cumartesi

..


Bir durak ötede bekleyen ‘yeni’ hezeyanlar için sabrım var mı bilmiyorum.
Bir yanım balıklama dalmayı özlemiş, düşünmeden.
Diğer yanım hala korkuyor kendinden.
İşte o yüzden boş kutular hala.
Gitmek adına; eşyalar bile toparlanmayı bekliyor.
Yapamıyorum.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

.

'' İnsanlar ve mevsimler değişti birer birer '' miş.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

göç


Şimdi her şeyi baştan yazıyoruz. Baştan savaşıyor, baştan susuyoruz.
Birbirimize ilk günden masallar anlatıyoruz.
Tekil şahıs ekleri yetmiyor bize çoğul-lar-la boğuşuyoruz.
Tam anlamıyla bir hiçmişiz gibi davranıyor, kabuslar dağıtıyoruz.
Kahkahalarımızla temize çıkıyor, başarısızlıklarımızla avunuyoruz.
Fazlasıyla bencilleşip iç seslerimizi duymazdan geliyoruz.
Gösterişli bahanelere sığınıyoruz.
Ve saklandığımız yerlerden çıkamıyoruz.

Şimdi her şeyi görüyor, duyuyoruz.
Düşüncelerimizden kaçamıyor, inkar ettiklerimize teslim oluyoruz.
Acılarımız, yaralarımız, inançlarımız.
Hepsi yok oluyor.
Her şeye en başından başlıyoruz.

21 Mart 2012 Çarşamba

zarbozumu

Bugün bir vedaya adamışsın kendini. Suçlayacak kimsen yok. Sevecek kimsen yok. Sevecek kimsenin olmadığını artık fark etmiş gibisin. Umutsuzluğa yakışmamış ellerin. Öyle çırılçıplak, öyle yalınayak, öyle vazgeçmiş. Güneşin hiç uğramadığı tenine küsmek senin harcın değil oysa.

Bugün bir küskünlüğü vaat etmişsin kentine. O kimsenin uğramadığı sokakları kızıla boyamışsın. Birkaç kağıt kesiği kurtaramaz seni bu hayattan. Kocaman bir yalan darbesine kucak açmışsın. Küçük kanatlarından büyük şeyler beklemenin yorgunluğu çökmüş bedenine. Sebepsizce.

Bugün yalancı bir aydınlık açmış gözlerini. Titrek bir mum ışığında soysuzlaşan şiirlere inat daha çok bağlanmışsın duvarlarına. Birkaç yağmur damlası düşmüş avuç içlerine. Yalayıp yutmuş içindekileri. Çok bekletmişler seni.

Ve bugün tanıdık bir boşluğa kaptırmışsın kendini.

Her an düşebilirmiş gibi.

20 Mart 2012 Salı

vurgu

Bazen çok şey olur.

Bazen hiçbir şey.


Aradaki uçurumla ise deliliğiniz beslenir.


17 Mart 2012 Cumartesi

Kırmızının dili yok

Sen, şimdi susarsın, gecelerin boynu bükülür. Yarım ağızla anlatır acılarını hayat. Biçimsiz bir hayalin yükünü taşır sokak çocukları. Bütün ağızları siyanürler susturur.

Sen, şimdi gidersin, maviye çalar tüm kırmızılar. İstasyonda ölümü bekleyen bir beyaz güvercin olur duvağım. Kana bulanmış bir rakı sofrasında bir dilim peynirin kimsesizliği vurur dikiz aynalarına. Kabuklarım sıyrılır.

Sen, şimdi şehirlerarası bir otobüs yolculuğunda, hiç bilmediğin hayatların gözcü kulesindesin. Sınırsız bir hayalin giriş biletisin. En güzel uçurumların ta kendisisin.

Ben, şimdi soysuz bir kalabalıkta ufacık bir sokak kedisiyim. Ve bir sonbahar akşamında o en güzel uçurumlardan atlama peşindeyim.